BİR SEVGİNİN VEDASI (06.09.2013) :

"Bir Sevginin Kucağında Başlayan Yaşam Öykümüz" diye anlatmaya çalışmıştım anneler gününü…Her ne kadar bir güne sığamayacak kadar özel olduğunu bilsek de de bu tarihlerin… Doğduğu sevginin kucağında başlayan yaşam öyküsü insanın, deneyimlemek için geldiği bu evrende elbette belli süreçlerin kendisine tanımlanan sonları ile bir neticeye ulaşması da kaçınılmaz gerçeğidir onun.

Gücü yettiğince ve ömrü boyunca onu korumaya adanmış olan bu kucak, deneyimlemek için adım attığımız bu öykü içinde önce çocuk olma, sırasıyla genç ve yetişkin olma deneyimlerini tattırmakta… Devam edegelen ve birbirleri içine geçmiş bu aşamaların sentezinde ise evlat olma ve insan olma deneyimlerine vakıf olmamıza vesile olmakta.

Doğrusu evlat ve insan olma deneyimleri, kucağında doğduğumuz sevginin ışığı doğrultusunda ve yaşantımız boyunca bizi taşıyabileceği en asil noktaya götürebilecek kavramlardır bence. Ardından gelenler ise bu temeller üzerinde yükselecek olan, iş sahibi olma, sevme, eş edinme, ebeveyn olabilme, sosyalleşebilme vs hep belli temellerden yükselir. Yaşantısında bu temel kavramları bir şekilde deneyimlemede aksaklık yaşamış olan her insanda birşeyler de eksiktir hep.Anne-baba sevgisi ile büyümüş insanlar aslında ne kadar şanslı iseler, bundan mahrum kalmış insanlar da tersine o kadar burukturlar bu yaşamda. Zira o ışığın yerini alacak başka bir şey olmadığı için, yerini dolduracak olan da yetersiz kalacağından bu burukluk da yüreklerinin bir köşesinde sızlar durur.

Tüm canlılar gibi, doğma, büyüme ve nihayetinde ölüm ile gerçekleşen aşamada, kucağına doğduğu sevginin de bir gün veda etmesi doğal bir süreç olsa da,önce burukluk sonralarında yavaş yavaş başlayan bir ağırlığı deneyimlerler.Evet, yavaş yavaş başlar bu ağırlık sevginin vedasında…O ağırlık ki, gelip çöktüğünde üzerine "yanında her zaman ben olamayacağım ama bensiz yürümeyi, düştüğünde kalkmayı bilmelisin" gerçeği ile "yaşantındaki arınma sürecini sürekli daha iyi hale getirmelisin" arasında bir yerlere sıkıştırıverir insanı… Zaten düştüğünde kalkabilecek bilince erişmiş olan yetişkin kendisine ta en başından beri (tabi ki şanslı ise) eşlik eden bu ışık doğrultusunda aydınlanmış olan ömründe, gereksiz, faydasız, zararlı olandan arınmasında en etkili rehberdir.

Doğru ile yanlışı ayırt edebilmesinde, sevmesinde, gerektiğinde fedakarlık etmesinde, paylaşmasında, sahip olduğunda ve olamadığında, kaybettiğinde, sessiz kalması gerektiğinde ve sesini yükseltmesi gerektiğinde, hakkını aradığında bu sevginin vedasındaki ağırlık artarak hissettirmeye başlar kendisini. Deneyimlemek için geldiğimiz muhteşem bir hediye niteliğindeki yaşam, arınma sürecimiz ile anlam bulmakta ve bu manada ancak geride bıraktıklarımız ile yüceleşmektedir.

Kucağında doğduğumuz sevgiye, tüketerek başlamamızdan dolayı borçlu doğarken, bir kez bile kapımızı çalmayan alacaklı bu kez sevginin vedası ile kimlik değiştirip yaşam olmuştur. Yani alacaklı kapımızı hiç çalmayacak ama onun vedası ile birlikte yaşama borçlu olarak devam edeceğimizi hissettiren bir ağırlıktır çökecek olan.Belki de bu alabildiğine buruk veda içinde bu ağırlığın yaptırım gücünün aslında bu noktada en asil bir şekilde borcunu hatırlatması bu işin en can alıcı ve bir o kadar da tesellisini oluşturur.

Alacaklı alacağını istemeden ve de almadan gitmiştir. Ama borç beklemektedir. Gün ve gün çöken ağrılık ile birlikte o borç da yaşama ödenecektir ve ödenmelidir de…Bir tebessüm borçludur insan yaşama…Paylaşma ve paylaşabildiğini yeterince yapıp yapamadığını sorgulama borçludur artık…İyi bir ebeveyn olma veya iyi olduğunu düşünüyorsa gene de bunu daha iyi hale getirebilmeyi düşünme ve yerine getirmeyi borçludur. İletişim kurarken, iyi düşünme, doğru karar alabilme ve incitmeden, kırmadan konuşma borçludur…

Doğrunun peşinde olma, yalanın karşısında olma borçludur. Mazlumun yanında olma, zalime karşı durmakla borçludur. Adaletli olma ve bunu ne kadar iyi yapabildiğini sorgulama borçludur…Yaşamı anlamaya çalışma ve onu anlamaya borçludur. Sevgi için geldiği bu evrende, bir sevgi veda etse de onu sürdürmekle yükümlüdür.Evlat olmayı deneyimlediği bu yaşam içinde kısacası insan olmakla borçludur.O sevginin vedasından sonra, yaşama olan borcumuzu ödemek boynumuzun borcu olmuştur artık.

Bütün benliği ile sevgi ışığı olabilmiş ve veda etmiş olan annelere borcumuz ancak bu şekilde ödenebilecektir insan olma onurumuz ile…Çünkü geride bıraktıkları güzelleştirdikçe yaşamı, onlar huzur bulacak, nur içinde yatacaklardır ebediyet yolculukları boyunca… 25 Ağustos 2013 Pazar günü aramızdan ayrılmış olan sevgili anneme ve sadece biyolojik olarak değil gerçek anlamda anne olabilmiş, aramızdan ayrılmış bütün annelere rahmet diliyor, yaşama olan borcumuzu ödeyebilmek niyeti ve çabası içinde ruhlarının şad olacağına inanıyorum.

Özer KOÇ