ÇOCUK OLMAK (20.08.2013) :

Birine kızdığımız zaman,çocuk olmakla suçlarız genelde onu. "Çocukluk yapma", "büyü artık" gibi telkinlerle tepkimizi anlatmaya çalışırız.Bu arada da çocuk olmak da bu paylamalardan nasibini almış, çocukluk da suçlanmıştır ki bu da işin başka yönü…

Yetişkin bireyler olarak, ömrümüzde yalnızca bir defa yaşadığımız, ömrümüzün çeşitli evrelerinde olduğu gibi dimağlarımızda tatlısıyla, telaşesiyle, kimi zaman ise hüznü ve acısı ile değişik tatlar bırakan, bizlere şekil veren çocukluk dönemi bizi biz yapan değerlerin de temel taşlarını oluşturur.

Çocuk olmak doğduğumuz ortamda yetişkinlere emanet olmaktır bir anlamda (kimi yetişkinler bu emaneti mal sahibi olmakla karıştırıyor ki, bu da ayrı bir konu). Bu emanet iyi taşınabilir, doğru kanallarla beslenip, yaşama hazır hale getirilebilirse tüm coşkusuyla yeni hayatlar serilir yeni nesillerin de önüne. Hayat pınarlarından gümbür gümbür akar tüm neşesiyle.

Halil Cibran, "Ermiş" adlı eserinde çocukluğu şöyle tanımlar: "Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Yaşamın kendisini özleyişinin kız ve erkek evlatlarıdır. Sizin aracılığınızla dünyaya geldiler ama sizden gelmediler. Yanınızda olmalarına karşın, sizin malınız değil onlar. Onlara sevginizi verebilir; oysa düşüncelerinizi veremezsiniz. Çünkü, kendi düşünceleri var.

Eviniz onların bedenlerine barınak olabilir ama ruhların barınağı olamaz; çünkü onların ruhları yarının evinde yaşar ve siz bu evlere konuk olamazsınız düşlerinizde bile. Onlar gibi olmak için büyük çaba harcıyabilirsiniz ama onların sizin gibi olması istemeyin çünkü yaşam ne geriye gider. Ne de oyalanır dünün olaylarıyla."Zamanın oyalanmadığı dünün olaylarında akış yönü daima ileriyedir. Doğru kanallardan beslenseler de onların kendi düşünceleri vardır, yarının evlerinde yaşayan ve daima ileri akan zaman içerisinde.

Çocukluk, gençlik, yetişkin olma ve yaşlılık ömürden birer defa geçip giden, aslında her birinin kendine göre benzersiz güzellikleri olan süreçlerdir yaşantımızda. Ama illa ki çocukluk, şekil aldığımız ya da bir anlamda programlandığımız bir altyapıdır ömrümüzün ilk evresinde. Bir bilgisayarı ilk kullanıma açan kullanıcılardır aileler bu aşamada. Hard-disk daha tertemiztir, kullanılmamış ama kullanıma, faydaya, zarara yani yüklenecek olana da hazırdır. Bir anlamda heart-disk diyebiliriz yüklenecek olana. İtina ile açılır bu bilgisayar içindeki heart-disk beraberinde.

Toplumun temel taşı aile kurumu içinde tertemiz bir başlangıç yapılsın istenir, virüs girmesin istenir programa. Hiç bir şey, hiç kimse zarar vermesin istenir. İçinde hiçbir şeyin aynı olmadığı hayat, zenginliği için farklı kılmıştır onu diğerleri gibi. Ona kazandırılacak ve onu kazanacak çok şey vardır bu en temel kurum içinde. Heart-disk öğrenmeye açıktır. Dahası sevgi ile yüklüdür aslında daha doğarken. Bu programın açılışında sevgi ile de beslenmesi, farklı kıldığı yaşam içinde onu yepyeni, pırlanta gibi sunar yaşadığı topluma. Bencillik, yalan gibi şeyler uzaktır ona henüz, programına yüklenmediği sürece. Dürüst olmak kaydı ile, heart-disk bu modeli örnek alacaktır. Daha sonra yüklenecek ve sonrasında ise kendi geliştireceği programlar, baştaki modelin çerçevesinde gelişip kimlik bulacaktır zira. Önceleri belki bir ayna olan çocuk, sonradan yansıtacağı zenginlikle adeta bir aydınlatma sistemine de dönüşebilecek açılımlar yapabilecektir.

Bayramlar bile, çocuk olma coşkusu ile anılır çoğu zaman. Bu coşku ki, onu yepyeni öğrenme, araştırma sahillerine getirip, engin sularında keşifler yapabileceği, aydınlatacağı, kazanacağı, kazandıracağı, paylaşacağı yolculuklara çıkarabilir. Çocuk kalmak pratik olarak hayatta pek işe yaramasa bile, içimizde bir yerlerde hep bir çocuğun kalması/kalabilmesi muhteşem bir şeydir aslında;gerek bu coşkuyu taşımak gerekse de bu benzersiz rengi ömrünün her adımında yaşamak adına.

Alabildiğine zengin bir sevgi denizinde yüzmektir çocuk olmak. Paylaşamadığımız, savaşlarla doldurduğumuz, açgözlülükle beslediğimiz şu koskoca dünyada, küçük şeylerle mutlu olabilmenin tadına varmaktır.Çünkü çocukluk, insana yüreğini saklaması için verilmiş bir fırsattır aslında.

Özer KOÇ