TEK MEVSİM KÖMÜR

Tertemiz elleriyle evlerine götürecekleri o helal lokmanın mutluluğu ile naif bir güne uyanırlardı hep, o saygılı bakışlarıyla…

Önce gönülleriyle, sonra da o ak pak ellerinden yeryüzüyle buluşturdukları kömürleriyle ısıttıkları dünyaları vardı, sabahın koynunda girdikleri karanlıklarda…Dünyaları,helal lokmalarıyla taçlandırdıkları sevdiklerinden bir parçaydı, karanlıkların içinden onlara aydınlık olabilmek umuduyla… Gözlerindeki ışıltı sofralarındaki bir kap yemeğin şükründen ve canlarından daha çok sevdikleri ailelerine günün birinde bir gelecek sunabilmenin çabasındandı.

Dünyaları yaşamın onurunu en samimi hali ile sessizce ve derin bir saygıyla haykıran binbir dramın telaşesi idi.Masmavi bir dünyanın gökkubbesi altında kömür karasındandı, kimi çatısız, çileyle serpiştirilmiş evleri.Cefaydı hayatın dağıttığı iş tanımı onlara, şükürlerinden, dost yüzlerinden, vefalarından hiçbir şey eksilmeden kabul ettikleri…Isıtamadı bir gün o kömür o sıcacık yürekleriyle harmanladıkları…

Buluşamadı yeryüzüyle ne o gülen, şükreden yüzleri…Ne de o öpülesi elleriyle çıkardıkları kömürleri…"Babam gibi kokuyor anne" dedikleri o pırlanta yürekli evlatlarının özledikleri o koku da, o kömür de ulaşamadı işte günün birinde yeryüzüne. Isıtmadı.Yaktı, kavurdu sadece. Yürekleri dağladı. O pırıl pırıl dünyaları, dünyayı ağlattı.

Anladı ki dünya, kömür için çalışan bu insanların, hayatın o ağır yükü altında elmasa dönüşüvermişti yürekleri. Paramparça öyküler bırakırken geride tek sessizlikti çaresizlikleri ve tek sesti yakarışları. İşte bu yüzden kayıp giderken bu iyi-kötü sahnesinin perdesinden, tek yürek oldu aldıkları duaları.

Bilemezlerdir elbet, tek mevsimdi kömür onlar için… Çelişkilerin artimetiğinde ve dar açının geometrisindeki küçük çaplı elemanlarsa hazırdılar gene her zamanki gibi ne onlara ne de bir başkasına hiçbir zaman faydası olmayacak yakıp yıkma haklarını(!) kullanmak için…

Özer KOÇ